<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-32292106</id><updated>2012-02-20T04:51:25.187+02:00</updated><title type='text'>Taylan Koca'nın Web Günlüğü</title><subtitle type='html'>Vektörel</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://taylankoca.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/32292106/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://taylankoca.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Taylan KOCA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16125947322143206021</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/--zYnVIi0ur8/Tia4mWQ-kZI/AAAAAAAAABE/qXX-tkPOhS8/s220/187241_557740773_4229510_n.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>8</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-32292106.post-8843705885135814995</id><published>2012-02-20T04:15:00.002+02:00</published><updated>2012-02-20T04:51:25.194+02:00</updated><title type='text'>Dışarı</title><content type='html'>- Dünya dışarıan ibaret. Bunu söylediğimde itiraz edebilirsin. Ama gerçek bu.&lt;br /&gt;- Seni komple yok etmek lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şizofreni sizi akıllı yapar:&amp;nbsp;&lt;a href="http://arsiv.sabah.com.tr/2007/09/30/haber,E83B290D79E44272989EBC256074FEF2.html"&gt;http://arsiv.sabah.com.tr/2007/09/30/haber,E83B290D79E44272989EBC256074FEF2.html&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de bunları yalnız yaşamakta fayda var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Model ve vizyon değişikliğinin vakti geldi. Psişemizden def edeceklerimizin yerine artık gözümüzü dört açıp rotamızda ilerleyeceğiz. Rota konusunda hala az da olsa vaktimiz var. Formülizasyon: idealara ölüm, yaşasın yaratıcılık. Obje seçimi, seçimlere yansıyan genel eğilimlerin objetif tanımları ve onaysız tanınma ihtiyacı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/32292106-8843705885135814995?l=taylankoca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/32292106/posts/default/8843705885135814995'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/32292106/posts/default/8843705885135814995'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://taylankoca.blogspot.com/2012/02/dsar.html' title='Dışarı'/><author><name>Taylan KOCA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16125947322143206021</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/--zYnVIi0ur8/Tia4mWQ-kZI/AAAAAAAAABE/qXX-tkPOhS8/s220/187241_557740773_4229510_n.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-32292106.post-8799679556620877237</id><published>2012-02-05T15:25:00.003+02:00</published><updated>2012-02-05T15:48:12.570+02:00</updated><title type='text'>Rindlerin Akşamı</title><content type='html'>Bugün bütün bunları neden yaptım diye düşündüm. İlk defa sanki birini elden kavramış gibiyim kenimi. İnsnaın hayal görmeyi sevmesi nasıl oluyor bilmiyorum. Ama haklıyken kendini haksız konuma düşürmesi nasıl oluyor onu biliyorum. Özellikle de buna bağımlıyım sanırım. Bu bunalımlı hal bir kopya. Bu akıllı adamın trajedisi bir kopya. İyi ve hayattan az şey isteyen insan bir kopya. Ben bunları bir gün yazar olmak için yaşadım. Ama geri dönüşü olmayan şeyler de yapmışımdır. İnsan kendi saygınlığını riske atar mı? İnsan kendini diğerlerinin insafına bırakır mı? Bir adamın hikayesini dinledim. Yıllar evvel karısı onu terk edince, kendini en ucuz ve en aşağılık işleri yapmak isterken bulmuş. İş istemiş mesela trajedi yaşayan akıllı adamdan. (Bence o kadar akıllı bir aam değil. O bir zahid.) Daha sonra intihar da etmiş o adam. Hayatın sadece bir noktasınaki ezilmişlik adamı intihara götürmüş demek ki. İnsan bir heykel yaptığında ve heykel yıkıldığında dünyaya olan güvenini kaybetmez. Tersi, yani heykel zaten her şey gibi bir zaman sonra yok olacaktır, o halde onu yıkmış olmaları farketmez. Onu yapmak isteyen benim çünkü. Birisi için yaptıysam a öne kenim için yaptım. Tamam hatıra ile mabed arasında giddip geldiği oldu. Ama şimdi yok. Olmasın da. (Bu da alıntı.)  Peki neden benim zihnim alıntılrla dolu. Soru bu. İnsan maddi sonuçlara odaklanmazsa, yani yaptığı işin, ağzından çıkan lafın, gittiği yolun ondan geriye hiç bir şey kalmıyor. Maddiyattan ibaret de bir kişiliğimiz yok mu? Am sorular birbirini takip edecek, ve felsefe artık iğrenç bir şey. İlgimi kaybettim. İş benden çıkmalı artık. Bırak diğerleri düşünsün. Sözcüklerin anlamına gerek yok artık. Ya da kelimeleri kullanrak daha iyi bir karakteri oynamaya. Artık yazı yazmaya gerek yok. Bu iyi bir alışkanlık olabilirdi belki. Ama benim durumumda bir hastalığı beslemekten öte bir anlamı yok. Diğeri, öteki yani aslına hiç kendimizi tam yerine koyamayacağımız kişi, gerek yok onu tam anlamaya. Kendimi anlıyorum. Dahası böyleyim. Nasıl olduğumu kabullendim. Kıskanç, girişken ve başarılı olabilecekken başarısız. Bu şiirin bir kaynağı da var. Ama gerek yok artık buna. Artık yeni bir hayata başlamak gerekiyor. Adil, dürüst, yaratıcı, tarihle değil, kendisi ile ilgili. Bütün kirlilikler de temizlenmiş olacak yani. Sanmıyorum ki yürüme ve düşünme hastalığımdan kurtulabileyim, dahası kendimi kurtarabileyim. Ama en azından azaltabilirim. Bir yolu var, mesela dikkatli ve samimi olmak. Dün akşam bir arkadaşımı ziyaret ettim. İlk defa, onunla ilk tanıştığımız zamandaki gibi düşünmeyi başardım. Ama artık sonsuz analizleri bırakıyorum. Hayatımın bir dönemi böyle geçti. Ama geçen de geçti. Elveda hayal ve yazı. Uzunca bir zaman sonra yeniden (belki) görüşürüz. Benimkisi hayatın muhteşemliğini sezmek üzere bir çalışmaydı da. Ama şimdilik tek istediğim kendimle ilgili hata yapmamak ve kendinden sorumlu iyi bir adam olmak. Zaten öyleydim. Ama belki. (Ne kötülük ettin?) Hayal görmemi sağlayacak kötülükler yaptılar. Bir keresinde, bana yapılan saldırının tam ortasında hayal dünyasına gerçekten daha çok inanmaya başlamıştım. Dahası geri dönmeyecektim sonsuza dek. Bugünse insanoğluna hala güvenmiyor olabilirim. Ama kendi başıma iyiyim. Dünya ise olduğu gibi. Hayat devam ediyor. Belki bir beş sene sonra yeniden görüşürüz, sevgili hayali okurum. Ama şimdilik elveda. İyiyim. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Rind şu demek: başıbış yaşayan ve yaptığı iş dışında hiç bir kitleyi önemsemeyen kişi. Böyle adamlar için bir ödül var(mış). Rindlerin Akşamı'nda buluşmak. Rindlerin Akşamı bir şarkı. Söz Yahya Kemal, müzik Münir Nurettin Selçuk. "Dönülmez akşamın ufkundayız." diye bilinen bir şarkı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben bu satırları yazarken güneş salonun camından üzerime düşüyor. Akşam yaklaşıyor. Bilgisayarımın monitöründe kendi yüzümü görüyorum. Bıyığım iyi, sakallarım uzamış. Omuzlarım çok dik değil, ama rahatım. Bundan öncesini artık bilmiyorum, lazım değil zaten ve hatırlamak da istemiyorum. Geri gitmeye gerek yok artık hiç bir zaman. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hep öyleydik: Dönülmez akşamın ufkunayız, zamanın sonundayız. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/32292106-8799679556620877237?l=taylankoca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/32292106/posts/default/8799679556620877237'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/32292106/posts/default/8799679556620877237'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://taylankoca.blogspot.com/2012/02/bugun.html' title='Rindlerin Akşamı'/><author><name>Taylan KOCA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16125947322143206021</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/--zYnVIi0ur8/Tia4mWQ-kZI/AAAAAAAAABE/qXX-tkPOhS8/s220/187241_557740773_4229510_n.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-32292106.post-1919905260540941336</id><published>2012-01-30T13:18:00.009+02:00</published><updated>2012-01-30T13:37:08.861+02:00</updated><title type='text'>Ekonomik Popülizm</title><content type='html'>Şeref kavramının kökenlerine karşı bir şüphem olduğunu yazmışım. Söz gelimi bunun bir ayağı ekonomik popülizme basıyor. Hatlarımı biliyorum ben. Ama toplumsal ikiyüzlülük gelenekleri ne olacak ya? Söz gelimi Afgnistan'da bir çift gayri meşru bir ilişki yaşadıkları için taşlanarak öldürüldü. Toplum onları şerefsiz saydı. Ve hatta bu şerefsizliği aralarında yaşatamayacaklarına kani olup bir de taşlayarak öldürdüler. Diğer yandan ilişkileri gayri meşru idi, aşkları değil. Zira aşkın gayri meşrusu olmaz. Aşk yaşanır ve yaşayan kişiler dışında kimseye de bir anlam ifade etmez, edemez. Etmemelidir de. Peki nasıl oluyor da, bir adam çıkıp gazeteye eski aşkı ile ilgili her şeyi anlatabiliyor? Kurulum önemli. Bazen kendimi bu gezegene daha yeni gelmiş birisi gibi hissederek çözebiliyorum bu sorunları. Yeryüzüneki hiç kimse hiç bir şeyi bilmiyor diye bakıyorum. Ama yaşıyorlar. Bilgi ise sebep ve sonucu anlamaya yönelik bir çabadır. Zira Marquez'in de "Kırmızı Pazartesi" eserinde cinayeti yargılayan hakimlerin  nietzsche'den akla övgü düzen alıntılar yapsalar da, (ah be s.d. seni bu yüzden sevdim ben.) olayın gelişim dinamiklerini açıklamakta ne kadar da yetersiz olduklarını görürüz. Yani: akla övgüler düzmek de hayatı açıklmakta çok yeterli değil. Üstelik bugün bu satırları yazmadan bu karlı Ankara kışında Yüzüncü Yıl'dan Emek'e işe yürüyerek geldim. Yol boyu da hayal gördüm. Peki Ayn Rand (evet tanımlardan ibaretiz) ne diyor? "Onur avranışta kendini gösteren kendin saygıdır. Bir önceki nesilden bize kalan bilgi uygun yolu bulm isteği ile, topluma karşı kendini var etme isteği arasında bir yerdeydi. Benim durumum tam tersi. Bugüne kadar yaptıklarım geçen bhsettiğim elli bin lirayı iç etmeme engeli. Ve ben bunu yapmazdım da. Ama bunu yapmayarak ptal görünmk istemediğimden bu tip şakalar yapıyordum. Derim ve bana kimse hem inanmaz, hem de yaptığım çok saçma. Ayrıa dün farkettim. Çok saçma korkular yaşamışım cidden. Bunları her yaşadığımda yeniden yaşayacağım bunları diye korkuyorum gerçi. Ama beni anlatan kimse yok. Akasya baygınlığı geliyor şirkete o zaman. Tek celsee sırılırım cismimden, kime kalır odalar dolusu saf sıkıntı. Enerji bir yere verilecekse yaratıya verilmesi en güzel yol o yüzden. Saf sıkıntılra birebir çözüm olabilir. Üstelik de şair bile olmadan üretiriz yiyeceklerimizi giyeceklerimizi ve programlarımızı. Bu sayee yaşar gideriz. Ekonomik Popülizmin bizi şerefsiz ilan etmeye hazır pençelerinden kurtuluruz. Ben bugüne kadar ülkemdeki herkes gibi iyiliksever ve saftım. O yüzden de en güzel planları içtenlikle geliştirebiliyordum. Dahası içimden geçeni de biliyordum. İçimden geçenler yanlış eğildi. Hatalı değildi. Delikanlı da değildi. m geçiyordu işte. Sonra taşlanırım ben de diye kimseye bir şey söylemedim. Uzaktan tanıddığım bir kadın recmin yaşadığını yaşatıldığını söylemişti. Bazıları böyledir işte kendilerine yapılnın farkında olmaları onları yalnız bırakır. Yalnızlıkları içinde kendilerini yönlendirmelerinde bir çeşit hayranlık uyulur. Ama anlarsınız ki, toprağı geniş bir tohumur o, kötü fikirlerden uzak yaşamıştır. Bir de istediğini aim yapmış, sevdiklerini de daima sevmiştir. Biz ise taşlayacaklar bizi diye göz göre göre kendimizi ölürdük.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/32292106-1919905260540941336?l=taylankoca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/32292106/posts/default/1919905260540941336'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/32292106/posts/default/1919905260540941336'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://taylankoca.blogspot.com/2012/01/ekonomik-populizm.html' title='Ekonomik Popülizm'/><author><name>Taylan KOCA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16125947322143206021</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/--zYnVIi0ur8/Tia4mWQ-kZI/AAAAAAAAABE/qXX-tkPOhS8/s220/187241_557740773_4229510_n.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-32292106.post-7492029458536212082</id><published>2012-01-29T14:21:00.004+02:00</published><updated>2012-01-29T14:40:30.926+02:00</updated><title type='text'>Rüya Kayıtları</title><content type='html'>Şunu çok iyi biliyorum ki, insan en gizli hayatında ele alması gereken en önemli ve en kritik konuları rüyaları sayesinde ele alır. Kendi rüyalarımı kayıt altına aldığım için kendimi az-çok tanıyorum. Sadece bilmezden geldiğim ya da günlük hayatta açık bilincime çekemediğim şeyler var. Yine de gün içinde gün dışı hayata giden kapıyı açmanın yolları vardır. Sadece çok iyi bakmak ve çok iyi dinlemek, mümkünse hikayeyi kelimelere dökmek gerekir. Kişinin ne söylediğine değil, ne hissettiğine bakmak gerekir. Sonra bir yer gelir, ıssız ve umarsız bir evrenin ortasında insanın kendisini doğrusuz ve yanlışsız kabul etmesi gelir, uygar oluşundan öte bir şeylerin hayatı yönlendirdiğini farkederiz. Bazıları en gerçek hikayeyi yazmalıdır. En gerçek hikaye, hangi hikayelerin anlatıldığını, anlatılan hikayelerin yansıttıklarını ve varoluş amaçlarını da kapsayan aha yüce bir amaç -resmetmek- için anlatılan hikayedir. İyi bir hikaye sanki bugünün dünyasına dikilmek istenen bir Orhun anıtı olmalıdır. Bütün idealleri göstermeli, ama belgesel gibi de umarsız ve gelip geçiciliği ve seçeneklerin çokluğunu vurgulamalıdır. O günlük hayatın içine gizlenmiş ayrıntıların bilgece yorumlanmasına müsaade etmelidir. Sonraki anın henüz gelmediğini ve henüz başlamadığını da göstermelidir.  Hikaye insanoğlunun yeryüzündeki macerasının bir parçası olduğumuzu ve olmak zorunda olduğumuzu bize söyler. En büyük maceraperestlerin, ve en büyük şairlerin koyduğu işaretleri sezmeye ve görmeye böyle başlarız. Günlük hayatın içineki büyüyü görmek için ise, yazmak gerekir. Yazı resimden çoğu zaman daha derin bir anlam taşır. O, görüntüyü değil, o görüntünün arkasındaki işlevleri tanıtır bize. Konuşmalara, dikkat edilmelidir. Bunlar yazıya döküldüğünde küçük, küçücük şüphelerden ibaret aramızda ve zihnimizde nelerin gezmekte olduğunu bize söyler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/32292106-7492029458536212082?l=taylankoca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/32292106/posts/default/7492029458536212082'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/32292106/posts/default/7492029458536212082'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://taylankoca.blogspot.com/2012/01/ruya-kaytlar.html' title='Rüya Kayıtları'/><author><name>Taylan KOCA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16125947322143206021</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/--zYnVIi0ur8/Tia4mWQ-kZI/AAAAAAAAABE/qXX-tkPOhS8/s220/187241_557740773_4229510_n.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-32292106.post-5549101182064702082</id><published>2012-01-25T10:09:00.004+02:00</published><updated>2012-01-25T10:23:41.723+02:00</updated><title type='text'>Sisifos</title><content type='html'>Ankara karlıydı. durakta bekliyordum. "Bir insanın hayatta yapabilceği bütün hataları 2011 yılında yaptım" dedim kendi kendime. "Bunu kasten yaptım." dedim. Şimdi ise geri dönme vakti. Bir zamanlar önemli şeyler keşfetmiştim. Bu keşiflerimi yaşama uygulamak bana bir büyük kalabalığa ihanet etmek gibi geliyordu. Sonra bu ihanetin akıllı bir adam için kesin ve şart oluğunu anladım. Zira bu kalabalık aklı çok önemsemiyor. Ben de bilinçle besledim kendimi. Daha çok okudum. daha çok yoldan geçtim. İnsan, herkesin gittiği yoldan zaten gidebilir. Burada yeni bir şey yok. Asıl mesele herkesin gittiği yoldan başka yollardan da gidebilmekti. Gittim. 18 yaşında bir kütüphane'de çalışırken daha fazla sorumluluk bilincim vardı. 23 yaşına bir yerde bu sorumluluğu kendi haline bırakmayı seçtim. Ama her halükara hatırladığımız nıların anlamının da içinde bulunduğumuz pozisyonla ilgili olduğunu bilirim.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Her insan gücünü belli ilkeler doğrultusunda kullanıyor, ve pek azı bu ilkelerin ve bu ilkelerin değişebileceğinin farkında. Ben o farkında olanlardanım. Mutsuz ve fakirim. Ama akılsız değilim. Ne diyordu Victor Hugo: "bir çok zenginde olmayan şey bende olduğu için tanrı'ya şükrediyordum: 'özgürlük veren çalışma' ve 'şeref veren düşünme'" Ama ben hem tanrıya inanmam, hem de şeref kavramının temelleri konusunda şüpheler taşıyorum. Ama en azından ne taşıdığımı biliyorum. Ya bilmeseydim? Şimdi bir plan var. Eğer bu plan gerçekleşirse, geçtiğim yollardaki zorluklar birdenbire tatlı anılara dönüşecek. Ama olmazsa, o zaman ben yeni bir yolda bulacağım elbet kendimi. Ama diyelim ki ben yükümlülüklerden kurtuldum. O zaman kendimi, bambaşka bir ülkede de sıfırdan en yüksek sorumluluklara götürebilmeliyim. İnsanın en güçlüsü ve en güçlü hali böyledir, böyle olabilmelidir. Sanki dedim, içimde kurduğum bütün o dolambaçlı yol, hani insana kendini deli sandıran, aslında küçük bir oyundan ibaret. Sisifos'a selam ederim lakin yine de herkesin içine ne kurduğunu da görebilmek anlayabilmek gerekiyor. İçimde yaşayan kişilere selam eder, Taylan Koca olarak hayatıma devam etmek istediğimi arz ve ilan ederim.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/32292106-5549101182064702082?l=taylankoca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/32292106/posts/default/5549101182064702082'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/32292106/posts/default/5549101182064702082'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://taylankoca.blogspot.com/2012/01/sisifos.html' title='Sisifos'/><author><name>Taylan KOCA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16125947322143206021</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/--zYnVIi0ur8/Tia4mWQ-kZI/AAAAAAAAABE/qXX-tkPOhS8/s220/187241_557740773_4229510_n.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-32292106.post-6884826110698076035</id><published>2011-08-26T23:09:00.087+02:00</published><updated>2011-10-02T10:53:30.102+02:00</updated><title type='text'>5 Yılın Ardından</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bunca zaman geçtikten sonra sadece şu kadarını söylemem gerekiyor: 5 sene önce hastanede yatarken Hemingway'in İhtiyar Balıkçısı'nı (The Old Man and The Sea)  okumaya çalıştığımı söylemişim; geçen yaz ancak okudum, ve bu beş senede yaşadıklarım sebebiyle, kısacık bu romanın ardından Hemingway'in neden büyük bir yazar olduğunu anlamış bulundum. Bunu yaşadıklarımdan çıkartabilecek kadar çok şey gördüğümü hissediyorum. Ama o zamanlar, hastanedeyken, bu sadece hastaneye yatmak için evden çıkarken elime gelmiş rastgele bir kitaptı. &lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Geçenlerde Hemingway'in 50. ölüm yılıydı ve bu yüzden de az sayıda kişi onu andı. Ben de onlardan biriydim. Daha önce bir balığın peşine takılmıştım çünkü ben de. Belki de o balığın kendisi bendim. Şimdiki hissiyatım bu değil ama. Şimdi, sanki balıkçı Santiago'ya bakarak gençlerin dalga geçtikleri, yaşlıların da hayıflandıkları o barda oturuyorum, bekliyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Amfilerde, kütüphanelerde, hastanelerde, mahkemelerde, çalışma salonlarında, uçaklarda, festivallerde, tiyatro salonlarında, dans pistlerinde, odalarda, arkadaş evlerinde, yazıhanelerde, otellerde, okyanus kıyılarında, mağaza tezgahlarında, gecekondularda, yazılım ofislerinde, fabrikalarda, tarlalarda geçen bir beş yılın ardından söylenecek şey bu kadar az mı olmalı?&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;O günlerde, ben hastaneye ilk defa yattığımda -ki 21 yaşındaydım o zaman- çok seveceğim, hatta çok da nefret edeceğim ama asla unutamayacağım birisiyle yeni tanışmıştım, şimdi onu da hatırlayarak, 5 senenin ardından her şey için iki söz söylemenin vaktidir, yenik düştüğüm ve etrafımı saran ve bana kabul etmek istemediklerimi öğretmek için çabalayan onca insanın arasında, içimde filizlenmiş güzelliklere bir hastalık olarak bulaşan; bütün her şeyi yok etme, olmamış gibi yapma, mahvetme isteklerime rağmen hala iki şey söyleyebilirim. Bir, 'böyle olmamalıydı'; böyle olmayabilirdi evet, ama böyle olmayıp da öyle olsaydı o zaman ben ne olurdum? Eski okumaya göre durum bu. Yeni okumaya göre ise; böyle oldu, demek ki en başından beri yalan söylüyormuşum, elveda." &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Demek ki, özgür filan değiliz, ama güvendeyiz./Neyi, neye tercih etmişiz./Tüm gerçek meslek adamlarını işte bu hastalıkla öldürmüşüz./Söylediklerimizden ziyade kafiyeye önem vermişiz./Biz tarih boyunca bunu hep yapagelmişiz./Usül esasa bu kadar mı mukaddem?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;İnsan aynı yerlerde dönmeye başlarsa, (sanki başka bir dünya varmış gibi yaparsa yani) her şey çok harika oluyor. Delilik, insanın kendisinden kurtulmaya çalışıp kurtulamamasıdır. Ama iş ölme meselesine gelirse, delilik değil, panik öldürür. Dışarıdan uyum sağlamalısın. İçinden istediğini düşünebilirsin. &lt;/span&gt;Eyleme geçmek için ise hem antremanlı olman gerekiyor, hem de, doğruluğunu kendin onaylayabiliyor olmalısın. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sözlerimden birini söyledim, biraz uzun ama ikincisi ise şu; 'kuşlar geceleri nereye giderler'; ufak bir hatıra olarak seviyorum bu cümleyi. Bir çocukluk hatırası. Demek ki sevebiliyorum. Çünkü sevmek yasak, aşk her düzen için tehlikedir. O yüzden her aşk, insanı polisle mücadeleye götürebilir. Dahası böyle bir polisiyenin sonunda, insan sadece hayattaki zamanının dinamiklerinin böyle geçtiğini anlayabilir. Zira her şeyin olabileceği bir gezegenin etrafında, o gezegenle beraber dönmekte olan insanoğlunun, elinde sadece anlamak, bilincine varmak vardır. Bir de istemek ve yapmak vardır ki, insanoğlunu iç ve dış çeşitli kurgularla başbaşa bırakan işte budur.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Tüm kavmimden uzaklaşıp ayrı eve çıktığım şu günlerde hafıza üzerine düşünüyorum. İnsanın hafızası nasıl da ilginç, ve çok çok tuhaf. Yalnız kalmayı seviyorum. Bir yıldan fazla süredir, nadir zamanlar hariç, işim dünyadan anlamıyormuşum, dünyayı bilmiyormuşum, dünya beni ilgilendirmiyormuş gibi yapmak. Kasıtlı olarak aptal taklidi yaptım. İstediler yaptım, istedim yaptım. Ama geri döneceğim. Fazla uzadı, ve çok kelime her zaman kirliliktir. Söylenecek şey bu kadar çok olmamalı, az kelimeyle anlatabilmelisin.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Babam benimle konuşmak istediğinde, kalkıp gitmemden şikayetçiymiş, ama bunu bana söylemiyormuş, kardeşimle konuşuyormuş. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;"Babamın senden yana pek ümidi yok." dedi küçük çocuk. "Ya, ama bizim var değil mi?" diye cevapladı onu Santiago. "Elbette" dedi heyecanla çocuk. &lt;/span&gt;Gecekondu mahallesinde on beş yaşında bir çocuğun çello çalmasına yardım etmek için çabaladığımda seninle aynı şeyleri istiyordum, Samsacığım. Ama senin kadar ümitsiz değildim. "Babamın benden pek umudu yok, ama bizim umudumuz var."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Zora geldi mi "Ben acı nedir bilirim" diye tek parmak havada bağıran bir Türk Samsa babası güzel olurdu. Yakışır hikayeme. Ya da dava savunmasına "sunduğum dava metnini okumanız için ne yapmalıyım hakim bey, ankara adliyesinin önünde üzerime benzim mi dökeyim?" diyen bir baba, kimbilir ne çabalar vermiştir hayatı boyunca. Ama hayır sessizce ölmeyeceğim, zaman zaman buna müsait bir yapım olduğunu düşünsem bile. Sadece bekliyorum, bir balık vuruncaya dek. Sonra bir başkası, sonra bir başkası daha. Bence balıkçılık güzel bir meslek ve bunalımlara kimi zaman tatlı gelse de yer yok. Kimse Bill Clinton'un üvey babasının soyadını almış bir adam olduğuna dikkat etti mi? Peki yılların Greenspan'i, fermuar skandalını duyunca, neden gerçeklik payı bile vermedi? Ben olsam dakikasında sezerdim dedim içimden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu metin ve benzerleri&lt;/span&gt; kütüphanelerde çürüyen tezler ve birilerinin sadece kendisi için anlamlı olacak anıları haline gelmesin diye de kafa yoruyorum. &lt;span class="Apple-style-span"&gt;Gerçekdışı herhangi bir şeye inanmıyorum, ama gerçeğin içinde peşine takılınması gereken, ve keşfedilmeyi bekleyen çok fazla tılsım gizli. Üstelik coğrafya bu anlamda çok zengin ve bakir. Biraz cesaret gerekiyor, bir de kaybettiğim gözlerimi bulmam gerekiyor. Hemingway dediysem bakma sen, Kundera'nın çözümlemelerini, ve Pamuk'un kimliksizliklerini, Marquez'in büyülerini de severim. Kafka'nın &lt;/span&gt;korkularını ve Camus'nün anlamcılığını da anlarım, ve hatta araç olarak kullanmak da mümkün artık yazı yazarken, bunu da yapıyorlar metinlerarasındasesibüzüşesiceler. Sartré'dan insan matematiği dersi alabiliriz, Rand'dan da üslubunu değilse de, gayet kolay anlaşılır fikirlerini: işlev mantığın kullanımıdır. İnsan hayatı da, hayal, mantık ve hafıza'dan ibarettir. Eğer Ka, şair değil, yazılımcı olsaydı, Google'da çalışırdı. Hemingway antipodu bir hayat yaşamak istemek, Hemingway'i sevmeye engel midir? Hemingway Faulkner'a demiş ki, (kaynaklarım sağlam değil) "Çok kelime kullanınca yoğun bir anlatım mı olacağını sanıyor bu adam?" Ah Hemingway, keşke hayal görerek ölmeseydin. Korkuyorum çünkü ben de gördüğüm hayallerden. Evet bizim ümidimiz var. Ben de çok ümit vermiştim zamanında. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Neyse, kendi hakkımda,  çok fazla bilgi verdim. En azından belki görünür hale getirdim, bir çok şeyi diye düşündüm. Çok kitap okuduğum bilgisini de vermiş oldum ki, babamın bir sabah kahvaltısına "çok okudu böyle oldu" deyişini de buraya yazabileyim. Çünkü haklı olabilişini de yansıtmak isterim. Yani aslında ne yaptığımı bilmiyorum. "Ne yaptığımı bilmiyorum", zor bir kelimedir, çok ciddi bir itiraftır, hayatını ciddiye alanlar için. Ya babam hayatını ciddiye almıyorsa, Beyaz Kale'deki hoca'nın ziyaretçisi gibi bir adamsa? Hayatını ciddiye alan birisinden öğrendim, hayatını ciddiye almayı. Sıradaki hikaye bununla ilgili. Hastaneye geri dönelim şimdi. Oradaki doktorların imzalamamda ısrar ettiği sorumluluk belgesini imzalamama çok itiraz etti o. İtirazları sonrasında da, bugün hastaneye yatmamı gerektiren hastalıktan geriye biraz alerjik bilinç dışında pek bir şey kalmadı. Meğer insanları cahillikle suçlayan doktora saygılı, ama gerçeğe düşman bir ailem varmış.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben de o zamanlar bir doğulu olduğumu bilmiyormuşum. Doğulu derken, dünyanın doğusu. Yani New York City Financial District'teki iddialı, dikkatli koşar-adım yaşayan finansçıların bulunduğu yeri batı, Tibet'in sessizlik yemini etmiş rahiplerinin bulunduğu yeri doğu kabul ederek çektiğim çizginin, son derece kendine özgü Orta Doğu kısmından selam ediyorum size. Günde beş kez tapınaktan çağırıyorlar: "Allah uludur, allah uludur." Gerçekdışına inanmıyoruz asla, ama gerçeğin içindeki büyüyü seviyoruz. "Namaza gel, namaza gel." Sen istediğin kadar büyüler gerçek değildir de. Dünya şiirin etrafında döner. Dünyaya şekil veren şey şiirdir. Belki hastalık sayılır evet ama onsuz da yaşanmıyor. Bunu hastalık ilan edenler bile şiiri araç olarak kullanmaktan çekinmemişlerdir. Çok teşekkür ederim sevgilim, bana yaptığın büyü için. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çok teşekkür ederim, çok veda ettim ama yine edeyim; elveda.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;İmza: "zaten öldük bir kere" diye düşünüp ucuz işler yapan ölmüş bir şair&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;Not: İmzadaki cümle "ilk günah" düşüncesine referans verir, ve pek az ustanın ürettikleri hariç her cümle kendisinden önce var olmuş fikirlere referans verir. İyi kaşifler bunu bilirler. Bir zamanlar kaşif olacağımı bilmiyordum, ama şimdi biliyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/32292106-6884826110698076035?l=taylankoca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/32292106/posts/default/6884826110698076035'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/32292106/posts/default/6884826110698076035'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://taylankoca.blogspot.com/2011/08/5-yln-ardndan.html' title='5 Yılın Ardından'/><author><name>Taylan KOCA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16125947322143206021</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/--zYnVIi0ur8/Tia4mWQ-kZI/AAAAAAAAABE/qXX-tkPOhS8/s220/187241_557740773_4229510_n.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-32292106.post-115626801382401190</id><published>2006-08-22T19:44:00.004+03:00</published><updated>2011-08-28T08:53:01.469+02:00</updated><title type='text'>Hemşireler bana Taylancım diyorlar! :)</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold; "&gt;Gazi Tıp 11. Kat Dermatoloji Servisi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;Şu anda bu satırları Gazi Tıp Fakültesi hastanesinin onbirinci katında dermatoloji servisinde mesaisini bitirip sekreterliği terketmiş olan sekreterin koltuğuna oturmuş, üzerimde pijamayla onların bağlı olduğu hub'a bağlanarak yazabiliyorum. Bir adet dizüstü kablosuz fare ve bir ağ kablosu... Tamamdır...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;Bilmeyenleriniz için not: Beş haftadır devam eden, ani ataklar şeklinde bütün vücuduma yayılan ve her oluşunda kendimi bir acil serviste iğne yerken bulduğum sebebi tam olarak belirlenemeyen kızarıklık şişkinlik ve kaşıntılara kesin tanı koyulamayınca &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold; "&gt;Gazi Hastanesine yatmama karar verildi&lt;/span&gt;&lt;span&gt;. Yine de ön tanı olarak &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold; "&gt;kronik ataklı akut ürtiker&lt;/span&gt;&lt;span&gt; diyorlar. Ama genelde doktorlar kendi aralarında konuşup bana pek bir bilgi vermiyorlar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;Bu süre zarfında işe gidemediğim gibi internetten de uzak kalayım diyordum, ne bileyim biraz kitap okuyayım, Ernest Hemingway okuyayım falan diyordum. Ama ne mümkün! Hem yetişmesi gereken bazı işler hem de buranın bilgisayarsız çok sıkıcı olması sebebiyle, bilgisayarımı da sevgili kardeşim Berkan'a getirttim. Ve kısa zamanda yattığım katta internete bağlanacağım yeri tespit ettim ve işte burdayım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;*&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;İsterseniz size burayı biraz anlatayım. Üç kişilik bir odada kalıyorum. Oda arkadaşlarımdan birisi Samsunlu bir abi. Oğlu yarın ÖSS'yle nereye yerleştiğini öğrenecek. Diğeri de Çetin Abi. O Ankaralı. Polis görünümlü PTT memuru.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;Yandaki oda da 3 kişilik erkek odası ama onların odasında televizyon olmadığından onlar genelde bizim odaya misafir geliyorlar. Bugünkü Türkiye - Brezilya Basketbol maçı bizim odada izlendi mesela.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;*&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;Dermatoloji bölümü, hatta hastane ve geçen perşembe bana serum bağlanan acil servis genel olarak insanda bir beterin beteri var duygusu yaratıyor. Mesela dün yan odaya yerleşen Mardinli Abdülferit hastalığına kesin tanı konmadığını ama eğer behçet hastası olduğu kesinleşirse intihar etmeyi düşündüğünü söylüyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;Yan odanın büyüğü bir abi, ve bizim çetin abi çocuğa moralmen destek olmaya çalışıyorlar. O yokken de, onun haline üzülüp cehaletinden dem vuruyorlar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;*&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;Burada gün, sabah kahvaltılarıyla, saat 06:30'da görevlinin dan diye odaya girerek yüksek sesle "günaydın" demesi ve yemek tepsisini masanın üzerine çat diye bırakmasıyla başlıyor. Sonra almamız gereken ilaçlar veriliyor, ve yememiz gereken iğneler vuruluyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;Nitekim artık iğne olayını kanıksamış bulunuyorum. Bugün saat 16:00 civarı doktor beni çağırdı, kolumdan kan aldı ve aldığı kanı aynı iğneyle bekletmeden ve üzerinde hiç bir değişiklik yapmadan kalçamdan geri verdi. Böyle bir tedavi varmış. Hani güvenmesem, beni buraya geldiğime pişman etmeye çalışıyorlar diyeceğim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;Gün içinde yapılması gereken tetkikler yapılıyor, o sırada yapılacak bir şey yoksa gazete okunuyor, ülkenin meseleleri, sendikalar, futbol, üniversite giriş sistemi falan tartışılıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;*&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;Eğilip bükülebilen bir yatak sahibi olmak da süper bir olay bu arada. Ayrıca bir sürü güzel ve canayakın hemşire var burada. İlaç vermeye gelirken de iğne vuruken de hep tatlı tatlı konuşuyorlar ve hep gülümsüyorlar. Hatta bana "Taylancım" bile diyorlar. İğne vururken dahi şefkatlerini eksik etmiyorlar, "Derin bir nefes al...", "Ahh!!!", "Biraz yakabilir bu..."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;Bazen de tam iğneyi sokacakken bir soru soruyorlar -klasik numara-, tam cevabını verirken , cevabına konsantre olmuşken iğneyi sokuyorlar. Cevabı kimsenin umurunda olmayan bir soruya cevap vermek komik bir zorunluluk, hem de her seferind: "hangi bölümdesin?", "İnşaaaahht! Mühendisliğiii",  "Tamam şuraya bastır." ve tendürdiyotlu pamuk elimde...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;*&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;Şimdi doktor geldi. Beni bilgisayarımla görünce güldü halime: "Hmmm çok mantıklı... :)" "Şurdaki hub'ı görünce kendi kablomu taktım bağlandım. Dün sormuştum izin vermemişlerdi gerçi ama..."  "Yok bişey olmaz takıl sen! Virüs bulaştırma da!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;*&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;Burada hayat böyle... Sevgiler...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/32292106-115626801382401190?l=taylankoca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/32292106/posts/default/115626801382401190'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/32292106/posts/default/115626801382401190'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://taylankoca.blogspot.com/2006/08/hemireler-bana-taylancm-diyorlar.html' title='Hemşireler bana Taylancım diyorlar! :)'/><author><name>Taylan KOCA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16125947322143206021</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/--zYnVIi0ur8/Tia4mWQ-kZI/AAAAAAAAABE/qXX-tkPOhS8/s220/187241_557740773_4229510_n.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-32292106.post-115488874325218195</id><published>2006-08-06T21:20:00.002+03:00</published><updated>2011-08-28T08:53:22.816+02:00</updated><title type='text'>Merhaba</title><content type='html'>&lt;span  &gt;Merhabalar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne zamandır bir web günlüğü açma niyetindeydim. Sonunda tembelliğimden sıyrıldım, üyeliğimi tamamladım. Şimdi artık yazı yazmaya geliyor iş. Tembellik üzerine yazabilirim; fena fikir gibi gelmedi. Bakalım ne zaman...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiler,&lt;br /&gt;Tayli&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/32292106-115488874325218195?l=taylankoca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://taylankoca.blogspot.com/feeds/115488874325218195/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=32292106&amp;postID=115488874325218195' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/32292106/posts/default/115488874325218195'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/32292106/posts/default/115488874325218195'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://taylankoca.blogspot.com/2006/08/merhaba.html' title='Merhaba'/><author><name>Taylan KOCA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16125947322143206021</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/--zYnVIi0ur8/Tia4mWQ-kZI/AAAAAAAAABE/qXX-tkPOhS8/s220/187241_557740773_4229510_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
